+90 216 574 88 01

info@sbg.com.tr

+90 216 574 88 01

info@sbg.com.tr

EUDR Mevzuat Uygulama Değişiklikleri 2026

EUDR mevzuat uygulama değişiklikleri, Avrupa Birliği’ne ürün arz eden işletmeler için yalnızca takvimin ötelenmesi anlamına gelmez. Değişiklikler; sorumluluğun tedarik zincirinde nasıl dağıtılacağını, hangi ekonomik aktörün hangi bilgiyi sunacağını ve denetimde hangi kayıtların aranacağını doğrudan etkiler. Türkiye’deki ahşap ve kâğıt ürünleri, kauçuk, kahve, kakao, soya, palm yağı veya sığır ürünleriyle ilişkili ihracatçılar açısından kritik mesele, geçiş süresini beklemek değil, doğrulanabilir veri altyapısını bu süre içinde kurmaktır.

Avrupa Birliği Ormansızlaşma Tüzüğü, yani EUDR, Ek I kapsamındaki ilgili emtiaların ve bunlardan türetilen belirli ürünlerin AB pazarına arz edilmesini, piyasada bulundurulmasını veya AB’den ihraç edilmesini üç temel koşula bağlar. Ürünler ormansızlaşmasız olmalı, üretildiği ülkenin ilgili mevzuatına uygun olmalı ve gerekli özen beyanı ile desteklenmelidir. Ormansızlaşmasızlık değerlendirmesinde temel tarih 31 Aralık 2020’dir. Bu tarihten sonra ormansızlaşmaya uğramış arazide üretilen ilgili emtialar, diğer koşullar sağlansa dahi EUDR bakımından uygun kabul edilmez.

EUDR uygulama takvimi neden yeniden değişti?

EUDR’nin ilk uygulama takvimi, işletmelerin jeolokasyon, tedarikçi doğrulaması ve dijital beyan altyapısı hazırlıkları için yeterli süre bırakmadığı yönündeki yoğun değerlendirmeler sonrasında birkaç kez revize edildi. Güncel çerçevede, büyük ve orta ölçekli işletmeler bakımından uygulama başlangıcı 30 Aralık 2026’dır. Mikro ve küçük işletmeler için ise genel uygulama tarihi 30 Haziran 2027 olarak belirlenmiştir.

Bu erteleme, tüzüğün amaçlarından veya temel uygunluk kriterlerinden vazgeçildiği anlamına gelmez. Ormansızlaşmasız üretim, üretim ülkesindeki mevzuata uygunluk, risk değerlendirmesi ve gerektiğinde risk azaltma yükümlülükleri korunmaktadır. Değişen unsur, işletmelerin yükümlülükleri devreye alma zamanı ile özellikle tedarik zincirinin sonraki aşamalarındaki aktörler için bazı işlem adımlarının sadeleştirilmesidir.

Takvimi yalnızca “uyum için bir yıl daha” şeklinde yorumlamak yanıltıcı olabilir. Jeolokasyon verisinin kaynağında toplanması, arazi sınırlarının doğrulanması, satın alma kayıtlarıyla eşleştirilmesi ve ürün partisine kadar izlenebilmesi, çoğu işletmede bilgi teknolojileri, satın alma, kalite ve sürdürülebilirlik ekiplerinin ortak çalışmasını gerektirir. Tedarikçi sözleşmelerinin ve kabul kriterlerinin güncellenmesi de bu çalışmanın ayrılmaz parçasıdır.

EUDR mevzuat uygulama değişiklikleri sorumluluğu nasıl etkiliyor?

EUDR’de yükümlülüğün kapsamı, ürünün niteliği kadar işletmenin tedarik zincirindeki rolüne bağlıdır. AB’de ilk kez piyasaya ilgili ürünü arz eden veya ilgili ürünü AB dışına ihraç eden ekonomik aktör, genel olarak “operatör” olarak değerlendirilir. Ürünü piyasada ticari olarak sunan diğer aktörler ise çoğu durumda “tüccar” statüsündedir. Aynı kuruluşun, farklı ürün akışlarında farklı roller üstlenmesi mümkündür.

Güncellenen yaklaşım, özellikle daha önce gerekli özen sürecinden geçmiş ürünleri tedarik zincirinin sonraki aşamalarında işleyen işletmeler için tekrar eden beyan işlemlerini azaltmayı hedefler. Bununla birlikte sadeleştirme, izlenebilirlik zincirinin kopabileceği anlamına gelmez. İşletmelerin ürünün hangi tedarikçiden geldiğini, hangi beyan veya referans bilgisiyle ilişkilendirildiğini, kime sevk edildiğini ve hangi partiye dönüştürüldüğünü gösterebilmesi gerekir.

Türkiye’deki üretici veya ihracatçıların hukuki konumu ayrıca dikkatle değerlendirilmelidir. AB’de yerleşik ithalatçı çoğu işlemde EUDR kapsamındaki operatör olsa da, Türkiye’deki tedarikçi tarafından sağlanan arazi, üretim, menşe, sevkiyat ve yasal uygunluk verileri ithalatçının gerekli özen beyanının temelini oluşturur. Bu nedenle “yükümlülük ithalatçıdadır” yaklaşımı ticari açıdan yeterli değildir. Eksik veya doğrulanamayan veri, AB’deki müşterinin ürünü piyasaya arz edememesi, sipariş koşullarını ağırlaştırması veya tedarikçisini değiştirmesi sonucunu doğurabilir.

Sadeleştirme, veri talebinin ortadan kalkması değildir

Uygulama değişikliklerinin en sık yanlış yorumlanan yönü budur. Beyanın her aşamada yeniden sunulmaması mümkün olsa bile, ilk beyanın dayandığı kanıtların güvenilirliği ve parti bazlı bilgi akışı önemini korur. Ahşap, kontrplak, mobilya bileşenleri, ambalaj, kâğıt ve selüloz gibi ürünlerde farklı kaynaklardan gelen girdilerin karışması halinde, izlenebilirlik tasarımının daha ayrıntılı yapılması gerekir.

Örneğin FSC veya PEFC gözetim zinciri sistemi, kontrollü malzeme prosedürleri ve tedarikçi onay mekanizmaları EUDR hazırlığı için güçlü bir yönetim temeli oluşturabilir. Ancak bu sertifikalar EUDR uygunluğunun otomatik kanıtı değildir. EUDR’nin arazi jeolokasyonu, 31 Aralık 2020 kesim tarihi, ürün kapsamı ve gerekli özen beyanı gibi kendine özgü şartları ayrıca karşılanmalıdır. Sertifikasyon verileri ile EUDR verileri arasındaki boşluk, belge varlığına bakılarak değil, veri alanları ve kanıt düzeyi karşılaştırılarak tespit edilmelidir.

Denetim hazırlığında hangi kayıtlar kritik olacak?

Yetkili makamların denetim yaklaşımı, beyanın varlığından daha geniştir. Beyanın arkasındaki veri setinin doğruluğu, tutarlılığı ve geriye doğru izlenebilirliği incelenebilir. Bu nedenle işletmeler, yalnızca müşteriye gönderilecek dosyayı değil, denetimde açıklanabilecek karar zincirini de oluşturmalıdır.

Arazi düzeyindeki coğrafi konum bilgisi, özellikle birincil üretim kaynaklı emtialarda temel kanıttır. Üretim parsellerinin koordinatları, poligon verileri veya tüzüğün ilgili teknik kurallarına uygun konum bilgisi; satın alma partisi, üretim tarihi, miktar ve tedarikçiyle ilişkilendirilmelidir. Koordinatın alınmış olması tek başına yeterli değildir. Verinin doğru araziyi temsil edip etmediği, arazinin sınırları ve ürün akışıyla bağlantısı doğrulanmalıdır.

Yasal uygunluk değerlendirmesi de yalnızca ticaret sicil belgesi veya fatura kontrolü değildir. Üretim hakkı, arazi kullanım hakkı, çevre düzenlemeleri, ormanla ilgili hükümler, vergi ve gümrük yükümlülükleri ile ilgili ülkede geçerli diğer yasal koşullar risk değerlendirmesine konu olabilir. Hangi belgenin yeterli olduğu ülkeye, ürüne, tedarik zincirinin uzunluğuna ve mevcut risk göstergelerine göre değişir.

Risk değerlendirmesi, tedarikçiyi düşük riskli olarak etiketlemekten ibaret bir masa başı işlemi olmamalıdır. Menşe ülke ve bölge riski, tedarikçinin veri kalitesi, belge çelişkileri, tedarik zincirinin karmaşıklığı, ürün karışımı ve yolsuzluk veya arazi ihtilafı göstergeleri birlikte ele alınmalıdır. Risk sıfırdan fazla veya ihmal edilemez düzeydeyse, ek belge talebi, bağımsız doğrulama, saha incelemesi, uydu verisi değerlendirmesi ya da tedarikçi iyileştirme planı gibi azaltıcı tedbirler gerekir.

Uygulama tarihine kadar işletmelerin atması gereken adımlar

EUDR hazırlığını tek bir departmanın projesi olarak yürütmek, özellikle çok katmanlı tedarik zincirlerinde kontrol kaybına yol açar. Satın alma, kalite, hukuk, bilgi işlem, lojistik ve sürdürülebilirlik fonksiyonlarının sorumlulukları yazılı biçimde tanımlanmalıdır. Uygulamada aşağıdaki beş adım, ölçülebilir bir başlangıç çerçevesi sağlar:

  • Ürün kodları, teknik tanımlar ve menşe bilgileri üzerinden Ek I kapsam analizi yapılmalıdır. Aynı ürün ailesinde yalnızca belirli GTİP veya CN kodlarının kapsama girebileceği unutulmamalıdır.
  • Her ürün akışı için işletmenin operatör, tüccar, tedarikçi veya işleyici rolü belirlenmeli; AB’deki ithalatçı ve müşterilerle veri sorumlulukları yazılı hale getirilmelidir.
  • Tedarikçi veri toplama formu; arazi konumu, üretim dönemi, menşe, miktar, sevkiyat, yasal uygunluk belgeleri ve parti bağlantısını kapsayacak şekilde revize edilmelidir.
  • Mevcut FSC, PEFC, ISO 9001 veya diğer yönetim sistemi kayıtları EUDR gereklilikleriyle eşleştirilmeli; eksik veri alanları için düzeltici faaliyet planı hazırlanmalıdır.
  • Parti bazlı kayıtların geri çağırma benzeri bir senaryoda ne kadar sürede bulunabildiği test edilmeli; örnek dosyalarla iç denetim yapılmalıdır.

Özellikle KOBİ’ler için geç uygulama tarihi, hazırlıkların ertelenmesi için gerekçe olmamalıdır. Büyük müşteriler, kendi uyum takvimleri nedeniyle tedarikçilerinden EUDR verisini resmi tarih gelmeden isteyebilir. Ayrıca ürünün tedarik zincirinde büyük veya orta ölçekli bir operatör bulunması, veri talebinin daha erken başlamasına neden olabilir.

Bağımsız değerlendirme, işletmenin kendi beyanı ile denetimde savunabileceği kanıt seviyesi arasındaki farkı görünür kılar. SBG’nin EUDR düzenleyici modül çalışmaları gibi teknik doğrulama yaklaşımları, mevcut sistemlerin EUDR’ye ilişkin veri, izlenebilirlik ve kayıt sürekliliği bakımından değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Ancak hangi doğrulama yöntemi seçilirse seçilsin, nihai sorumluluk ürün akışına ilişkin doğru bilgiye erişebilen ve bu bilgiyi yöneten işletmededir.

Uygulama tarihi yaklaştığında en değerli kayıt, en kalın dosya değil; ürün, arazi, tedarikçi ve beyan arasındaki bağlantıyı gecikmeden ve çelişkisiz biçimde gösterebilen kayıttır. Bu bağlantıyı şimdiden kuran kuruluşlar, EUDR’yi yalnızca bir ihracat engeli olarak değil, tedarik zinciri güvenilirliğini ölçülebilir hale getiren bir yönetim disiplini olarak değerlendirebilir.

Diğer Haber & Faaliyetler